Dilimin karanfil ile buluşmasına tanıklık edemedi dünya..
Ya uyuyorduö ya da başka bir işle ilgileniyordu..
Görenler, ağzımdakinin karanfilin dikeninden başkası olmadığını düşünemedi..
Onlar için sadece bir varlıktı, gecenin sisi arasından gelen...
Ucunda küçük parlak ışığıyla sadece içimi aydınlatan..
Evet, içimi aydınlatmıştı.. Yararak geçip en hassas noktamı bulup çıkarmak,
Sonra da kahrolası bir silah gibi kafama dayamak için..
Titriyordum, soğuktan değildi ama, içimi ısıtan binlerce anı arasında birden en sivrisine yapışmıştı çünkü..
Karanfilin ucundaki alev onu değil beni yakıyordu adeta..
Gözlerimi kapıyorum; anılara hızla dalan bu yolculuk başımı döndürüyor..
Gözlerimi açtığımda karşımda seni buluyorum her zamanki barın köşesinde..
Yüzünde o her zamanki gülümseme.. Karşımda oturuyorsun içkinle..
Ağzıma götürüyorum karanfili, kokusuyla yaşamıştım o güne kadar, benim için bir ilk..
Birden, yanan alevlerle kavruluyor karanfil, bağırıyor, yırtınıyor... Sonunda can çekişen bedeni bir huzur yayıyor..
Huzuru içime çekiyorum, ve karşımda sen, huzura boğuluyorum sultandan hediyeler gibi..
Karanlık.. Gecenin içerisindeyim yine.. Anıdan uyanıyorum..
Ve sonra tekrar alıyor beni.. ve tekrar bırakıyor...
Beni alıp aynı duvara tekrar tekrar vuruyor oyuncak bebek gibi..
Ve her seferinde biraz daha acıyor..
Ağzımdaki karanfilden her soluyuşumda biraz daha içimde hissediyorum seni..
Huzurum alıyor, vuruyor duvarlara beni..
Cenin pozisyonu alıp, dünyayı unutup düşünmek istiyorum sadece..
Sadece düşünebilmek istiyorum hiçbir şeyi önemsemeden..
Hangi duygu veya düşünce ezerek geçerse geçsin beni,
Hepsine teslim edebilmek istiyorum kendimi..
Anılarımda canlanabilmek istiyorum..
Karanfilin ucunda küçük aydınlanmalar..
Ama yanan o değil..
November 10, 2007
Gölgelere Dalmak
Korkuyorum, gölgeler peşimde..
En aydınlık köşelere saklanıyorum ama bulutlar yine beni buluyor bir şekilde..
Korkuyorum, ya beni karşı koyamadan yutarsa diye...
Elim duvarı yokluyor, çaresizce aranıyorum ışığı..
Boşu boşuna bakıyorum etrafa, sen yoksun..
Güneş kaçıyor korkusundan, dünyaya hakim oluyor birden karanlık
Ne kadar mum varsa yakıyorum etrafımda,
Bir rüzgar üflüyor hepsini, üşüyorum..
Gözlerimi benden alıyor karanlık
Kulaklarıma sarılıyorum
Duyulacak pek bir şey kalmamış buralarda...
Şu küçücük, tek ampule bağlı sürdürdüğüm yaşam savaşında
Özge Hayal'e sarılıyorum sıkıca, onu da benden almasınlar diye
Konuşuyorum onunla korkusunu alıp atmak için
Ben ondan çok korkuyorum..
Suratımı okşuyor küçücük elleriyle
"Her şey iyi olacak" diyor,
İnanmak istiyorum...
Bekleyiş, canıma tak ediyor
Dimdik duruyorum, karanlık alıp götürsün beni diye
Kendi ışığımı söndürüyorum hayaller yaşasın diye
Kendimi teslim ediyorum..
Karanlık emiyor bedenimdeki her şeyi
Rüyadan başka bir şey hissedemiyorum..
En aydınlık köşelere saklanıyorum ama bulutlar yine beni buluyor bir şekilde..
Korkuyorum, ya beni karşı koyamadan yutarsa diye...
Elim duvarı yokluyor, çaresizce aranıyorum ışığı..
Boşu boşuna bakıyorum etrafa, sen yoksun..
Güneş kaçıyor korkusundan, dünyaya hakim oluyor birden karanlık
Ne kadar mum varsa yakıyorum etrafımda,
Bir rüzgar üflüyor hepsini, üşüyorum..
Gözlerimi benden alıyor karanlık
Kulaklarıma sarılıyorum
Duyulacak pek bir şey kalmamış buralarda...
Şu küçücük, tek ampule bağlı sürdürdüğüm yaşam savaşında
Özge Hayal'e sarılıyorum sıkıca, onu da benden almasınlar diye
Konuşuyorum onunla korkusunu alıp atmak için
Ben ondan çok korkuyorum..
Suratımı okşuyor küçücük elleriyle
"Her şey iyi olacak" diyor,
İnanmak istiyorum...
Bekleyiş, canıma tak ediyor
Dimdik duruyorum, karanlık alıp götürsün beni diye
Kendi ışığımı söndürüyorum hayaller yaşasın diye
Kendimi teslim ediyorum..
Karanlık emiyor bedenimdeki her şeyi
Rüyadan başka bir şey hissedemiyorum..
November 4, 2007
Kalmak
Film takıldı, bir noktada öyle kaldı..
"Makiniiiist!" diye bağırırdım bir tane olsaydı,
Kimseyi suçlayamadım kendimden başka..
Kumanda.. Ah kumanda.. Yardımcı olur muydu bana?
Arandım durdum ama yoktu işte yine burada..
Film oynatıcı kapalı bir kasada..
Kader, dedim..
Film takılı hala, bir resimde duruyor..
Oturup karşısına bakıyorum.
Daha yeni başlamıştı, daha yeni ne olduğu anlaşılıyordu,
tam macera doruğa çıkmak üzereydi ki..
...
..birden öyle kaldı işte..
ben de bakakaldım..
şu anda olduğu gibi.. ve gözlerimi ayıramıyorum..
ayırsam, başka işlere gitsem,
kafam hep orada, acaba devam etmeye başladı mı diye düşünüyorum..
akşama heyecanla koşarak odaya dalıyorum..
..o donuk resimle karşılaşma..
karşısına çömüp bakıyorum..
durmadan izliyorum, film gibi geliyor..
önceki sahneler habire oynuyor kafamda
devam ettirmek için hazır bir şekilde bekliyorum..
Bir süre sonra artık o kareyi izlemek için giriyorum odaya..
Bunun bir film olduğunu çoktan unuttum..
Artık bana bir ömrü anlatan bir resim bu;
film olan ise bunun devam etmesini bekleyen ben'in hayatı..
Tek hareketli şey o artık bu dünyada..
Ve de geçmişin anıları..
Bir daha izlesem diyorum, yine bu noktada takılsa da bir daha izlesem diyorum..
Olmuyor..
Aklımdan başka bir yerde olmuyor..
Sonra unutuyorum.. Günlük koşuşturmalar arasında unutuluyor oda..
Karanlık duvarlarına yansıyor aydınlığı ekranın..
Oda, eski kokuyor..
Geri döndüğümde bir aydınlık alıyor gözümü,
içeriye giriyorum..
Bütün olanlar arasında durduğunu unutmuşum..
Hayat o kadar hızlı akıp geçiyor ki,
ben trenin peşinden koştururken istasyonu unutuyorum..
Nereden bindiğimi unutuyorum..
O koku dalgası tokat atıyor suratıma,
resmin karşısına çöküp ağlıyorum..
Özür diliyorum onu unuttuğum için buralarda
O kare bana öylece bakıyor.. Ne ileri, ne geri..
Saatler sonra bir tren daha geçiyor..
Ve özür dileyip tekrardan çıkıyorum odadan..
Yeni koşuşturma başlıyor benim için,
aklımda o ekran
Trene atlıyorum, beni filmin devamına götüreceğini umaraktan..
"Makiniiiist!" diye bağırırdım bir tane olsaydı,
Kimseyi suçlayamadım kendimden başka..
Kumanda.. Ah kumanda.. Yardımcı olur muydu bana?
Arandım durdum ama yoktu işte yine burada..
Film oynatıcı kapalı bir kasada..
Kader, dedim..
Film takılı hala, bir resimde duruyor..
Oturup karşısına bakıyorum.
Daha yeni başlamıştı, daha yeni ne olduğu anlaşılıyordu,
tam macera doruğa çıkmak üzereydi ki..
...
..birden öyle kaldı işte..
ben de bakakaldım..
şu anda olduğu gibi.. ve gözlerimi ayıramıyorum..
ayırsam, başka işlere gitsem,
kafam hep orada, acaba devam etmeye başladı mı diye düşünüyorum..
akşama heyecanla koşarak odaya dalıyorum..
..o donuk resimle karşılaşma..
karşısına çömüp bakıyorum..
durmadan izliyorum, film gibi geliyor..
önceki sahneler habire oynuyor kafamda
devam ettirmek için hazır bir şekilde bekliyorum..
Bir süre sonra artık o kareyi izlemek için giriyorum odaya..
Bunun bir film olduğunu çoktan unuttum..
Artık bana bir ömrü anlatan bir resim bu;
film olan ise bunun devam etmesini bekleyen ben'in hayatı..
Tek hareketli şey o artık bu dünyada..
Ve de geçmişin anıları..
Bir daha izlesem diyorum, yine bu noktada takılsa da bir daha izlesem diyorum..
Olmuyor..
Aklımdan başka bir yerde olmuyor..
Sonra unutuyorum.. Günlük koşuşturmalar arasında unutuluyor oda..
Karanlık duvarlarına yansıyor aydınlığı ekranın..
Oda, eski kokuyor..
Geri döndüğümde bir aydınlık alıyor gözümü,
içeriye giriyorum..
Bütün olanlar arasında durduğunu unutmuşum..
Hayat o kadar hızlı akıp geçiyor ki,
ben trenin peşinden koştururken istasyonu unutuyorum..
Nereden bindiğimi unutuyorum..
O koku dalgası tokat atıyor suratıma,
resmin karşısına çöküp ağlıyorum..
Özür diliyorum onu unuttuğum için buralarda
O kare bana öylece bakıyor.. Ne ileri, ne geri..
Saatler sonra bir tren daha geçiyor..
Ve özür dileyip tekrardan çıkıyorum odadan..
Yeni koşuşturma başlıyor benim için,
aklımda o ekran
Trene atlıyorum, beni filmin devamına götüreceğini umaraktan..
October 21, 2007
Kavram
Ne kadar komik, değil mi?
Hiç bitmeyecek gibiydi o saatler!
Hatta saniye cinsinden ifade etmiştik
Göz doldursun diye..
Zamanın hapşurmasıyla uçuverdi- ve -m!
Şimdi kendimi bulduğum yere bak
Telefona sarılıyorum, ama hat yok
Burası bildiğimiz yerlerden değil.
Burası, yalnızlık..
İlk başlarda yalnızlığı sensizlikle eşdeğer tuttum
Sonra yalnız kaldıkça düşündüm yalnız olmadığım anları
O dakikalarda da sensizdim işte..
Yakamı bırakmayan ve boğan bir kravat gibi
Sensizlik dan dan vuruyordu kafama
Kasketim olan şiirlere sarılana kadar.
Şimdi, kalemimi kalbimdeki sana dokundurup
Seni yaratmak için kelimeleri diziyorum
Nafile
Başarısız bir ressam gibi utanıyorum..
Olsun
O dokunuş, içimdeki gül bahçesinin tohumu
Bak, ne sohbetler vardı edilemeyen
Daha birbirimizi tanımamıştık bile.
Şimdi el sallasak, saatler sürer görmemiz..
Zamanını sömürdüğüm o günler var ya
Pişman olamıyorum
Bir sen var benden içeri, hayatı mükemmel kılan
Değer bütün o saniyelere harcanan
Hiç bitmeyecek gibiydi o saatler!
Hatta saniye cinsinden ifade etmiştik
Göz doldursun diye..
Zamanın hapşurmasıyla uçuverdi- ve -m!
Şimdi kendimi bulduğum yere bak
Telefona sarılıyorum, ama hat yok
Burası bildiğimiz yerlerden değil.
Burası, yalnızlık..
İlk başlarda yalnızlığı sensizlikle eşdeğer tuttum
Sonra yalnız kaldıkça düşündüm yalnız olmadığım anları
O dakikalarda da sensizdim işte..
Yakamı bırakmayan ve boğan bir kravat gibi
Sensizlik dan dan vuruyordu kafama
Kasketim olan şiirlere sarılana kadar.
Şimdi, kalemimi kalbimdeki sana dokundurup
Seni yaratmak için kelimeleri diziyorum
Nafile
Başarısız bir ressam gibi utanıyorum..
Olsun
O dokunuş, içimdeki gül bahçesinin tohumu
Bak, ne sohbetler vardı edilemeyen
Daha birbirimizi tanımamıştık bile.
Şimdi el sallasak, saatler sürer görmemiz..
Zamanını sömürdüğüm o günler var ya
Pişman olamıyorum
Bir sen var benden içeri, hayatı mükemmel kılan
Değer bütün o saniyelere harcanan
October 10, 2007
kalp yırtıkları - sikayetci oyuncak
oyuncak ayım benden sikayetci!
ozgurluk haklarını kullanacakmıs,
bana dava acacakmıs!
seni dusununce baslayan sızıntıya legen olunca
tuylerinin nemle kabarıp bozulması
rahatsız ediyormus onu!
ozleminle ne yapacagımı sasırıp ona atlamam,
sana sarılırcasına o kucucuk seyi sarmam
nefesini kesiyormus!
ben de biriyim, benim de adım var!
diyor..
oyuncak ayım benden sikayetci..
bence seni kiskaniyor!
kalp yırtıkları - sensizlik
sensiz yalnız buralar..
gundelik kalabalıgın icinde kayboluyorum
saskın bakıslarımla ben, ve sensiz bir dunya.
sesine sarılmak icin telefonu yokluyorum..
nafile..
butun sistemler aleyhimize isliyor bugun!
sensiz ve sessiz bir yer burası;
sehrin tum gurultusu bogazlıyor,
kapana kısılmıs hissediyorum ellerinde..
senin ellerin aklıma geliyor..
bu hayatın her tutamında senden parcalar varken
sensizlik, kolumu kaybetmek gibi..
siirler omuzda takılıp goze hucum ediyor,
mektupların sonu gelmiyor,
hayat duruyor..
ve ben bu resime bakip yeniden farkediyorum,
suratımda o acı gulumseme..
sen yoksun..
gundelik kalabalıgın icinde kayboluyorum
saskın bakıslarımla ben, ve sensiz bir dunya.
sesine sarılmak icin telefonu yokluyorum..
nafile..
butun sistemler aleyhimize isliyor bugun!
sensiz ve sessiz bir yer burası;
sehrin tum gurultusu bogazlıyor,
kapana kısılmıs hissediyorum ellerinde..
senin ellerin aklıma geliyor..
bu hayatın her tutamında senden parcalar varken
sensizlik, kolumu kaybetmek gibi..
siirler omuzda takılıp goze hucum ediyor,
mektupların sonu gelmiyor,
hayat duruyor..
ve ben bu resime bakip yeniden farkediyorum,
suratımda o acı gulumseme..
sen yoksun..
October 9, 2007
Uzak Diyarlar - Gitmek Bilmeyen Mektup
" Ayrılıkların bu kadar zor olduğunu bilmezdim.. Hep o kısa gezilerdeki gibi olacak sanıyordum. En sevdiği oyuncaği yamaçtan aşağı düşürmüş bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Bu da bir gezi ama" derin bir iç çekti, "hiç sonu gelmeyecekmiş gibi geliyor!"
Sakalını hafifçe çekip kabartarak, yer yer de tarayarak düzeltiyordu adam. Sakal kepeklerinin üzerine dökülüşünü izlerken alnını kırıştırdı, ama dikkati düşmüş bir tel sakala çevrildi. Dikkatlice baş ve işaret parmağının arasına kıstırdı, çekiştirip oynamaya başladı.
Karşısındaki adam onu izlerken sakince yanıtladı: "Geleceğini biliyorsun çünkü; o kısa gezilerin kısa olduğunu bilmesen aynı duygular yine kaplardı içini. şu anda eski hayatının sürgünündesin: özlemini çekeceğin her şey orada ve sen, yaz gelene kadar oraya 'benim' diyemeyeceksin!"
"Felaket tellalliği için sağol yahu! Peki ilacı nedir, nasıl kurtulacağım bundan?"
"Kızın gidiyor bugün, kendinden bir parçayi onunla gönder.. Mesela bir mektup veya kartpostal."
"Evet bak o olabilir, böylece döner dönmez mektubu annesine ulaştırır..." düşüncelerle buğulanan gözleri, karşısındaki adamin üzerinde varolmayan bir noktaya kilitlendi. Bu dalgınlığı fırsat bilen adam, onu iğnelemek için o bildik tavrını takındı ve de gülümseyerek "Yeni sevgilin ne olacak" dedi, "biliyorsun, kizinin annesinin her konuşmanızda sorduğu şey o!"
Düşüncelerden silkinerek uyanan gözler kısıldı ve karşısındakine döndü. Adam öne doğru eğilip kontuara yaslanarak, karşısındakinin onu sinirlendirmeye çalıştığını umursamaz bir tavırla "Sen de biliyorsun ki artık sevgilim falan yok. Burası farklı bir dünya, ben de farklıyım ve 'benim' diyebileceğim her şey orada!"
"Sen bilirsin" dedi havaya bakarak "ama unutma ki ona 'benim' diyen birileri var artık. Aşkına formaliteden daha çok öncelik versen iyi olur!"
"Lanet olsun! Anlamamayi nasil beceriyorsun? Kaç kere söyleyeceğim, formalite değil bu, değer vermeyle ilgili! Sen hiç mi bir insan sevmedin, hayatinda bulabileceğin tüm güzelliklerden çok değer vermedin? Her şeyden önemli bir kadin o benim için!"
"Yani onu daha çok seviyorsun.. Neden onunla değilsin o zaman?"
"Seninle gerçekten ugraşamayacağim, izin verirsen hazirlanmam gerekiyor." Musluğu açtı, elini soğuk suyun altina daldirip bir avuç suyu suratina vurdu. "Sırf bana bu harika çocuğu bahşettiği için bile minnet borçluyum.."
"Karşısındaki adam yine o sinsi ifadeyi takınıp gülümsedi ve "Bir bakıma formalite diyorsun!" dedi.
"Seni gidi kit beyinli oros..."
"BABAAAA!!" diye seslendi içeriden bir kız. "Haydi geç kalıyorum, beni uçağa götürecek amca gelecek, son hazırlıkları yapalım!"
"Tamam geliyorum hemen" dedi adam. Iki adam donuk gözlerle birbirlerine bakarak karşılıklı diş fırçaladılar...
Sakalını hafifçe çekip kabartarak, yer yer de tarayarak düzeltiyordu adam. Sakal kepeklerinin üzerine dökülüşünü izlerken alnını kırıştırdı, ama dikkati düşmüş bir tel sakala çevrildi. Dikkatlice baş ve işaret parmağının arasına kıstırdı, çekiştirip oynamaya başladı.
Karşısındaki adam onu izlerken sakince yanıtladı: "Geleceğini biliyorsun çünkü; o kısa gezilerin kısa olduğunu bilmesen aynı duygular yine kaplardı içini. şu anda eski hayatının sürgünündesin: özlemini çekeceğin her şey orada ve sen, yaz gelene kadar oraya 'benim' diyemeyeceksin!"
"Felaket tellalliği için sağol yahu! Peki ilacı nedir, nasıl kurtulacağım bundan?"
"Kızın gidiyor bugün, kendinden bir parçayi onunla gönder.. Mesela bir mektup veya kartpostal."
"Evet bak o olabilir, böylece döner dönmez mektubu annesine ulaştırır..." düşüncelerle buğulanan gözleri, karşısındaki adamin üzerinde varolmayan bir noktaya kilitlendi. Bu dalgınlığı fırsat bilen adam, onu iğnelemek için o bildik tavrını takındı ve de gülümseyerek "Yeni sevgilin ne olacak" dedi, "biliyorsun, kizinin annesinin her konuşmanızda sorduğu şey o!"
Düşüncelerden silkinerek uyanan gözler kısıldı ve karşısındakine döndü. Adam öne doğru eğilip kontuara yaslanarak, karşısındakinin onu sinirlendirmeye çalıştığını umursamaz bir tavırla "Sen de biliyorsun ki artık sevgilim falan yok. Burası farklı bir dünya, ben de farklıyım ve 'benim' diyebileceğim her şey orada!"
"Sen bilirsin" dedi havaya bakarak "ama unutma ki ona 'benim' diyen birileri var artık. Aşkına formaliteden daha çok öncelik versen iyi olur!"
"Lanet olsun! Anlamamayi nasil beceriyorsun? Kaç kere söyleyeceğim, formalite değil bu, değer vermeyle ilgili! Sen hiç mi bir insan sevmedin, hayatinda bulabileceğin tüm güzelliklerden çok değer vermedin? Her şeyden önemli bir kadin o benim için!"
"Yani onu daha çok seviyorsun.. Neden onunla değilsin o zaman?"
"Seninle gerçekten ugraşamayacağim, izin verirsen hazirlanmam gerekiyor." Musluğu açtı, elini soğuk suyun altina daldirip bir avuç suyu suratina vurdu. "Sırf bana bu harika çocuğu bahşettiği için bile minnet borçluyum.."
"Karşısındaki adam yine o sinsi ifadeyi takınıp gülümsedi ve "Bir bakıma formalite diyorsun!" dedi.
"Seni gidi kit beyinli oros..."
"BABAAAA!!" diye seslendi içeriden bir kız. "Haydi geç kalıyorum, beni uçağa götürecek amca gelecek, son hazırlıkları yapalım!"
"Tamam geliyorum hemen" dedi adam. Iki adam donuk gözlerle birbirlerine bakarak karşılıklı diş fırçaladılar...
kaybolan mektuplar no.1 - özge hayal 1 yaşında
hiçbir zaman sahibine ulaşmayacak mektup.. yine de aklımda yankılanmaya devam ediyorsun. çeperlerimde bıraktığın izleri yansıtacağım duyabildiğim kadarıyla..
7/7/7 tarihinde yazılmış olması lazım.. özel bir gündü çünkü hatırlıyorum.. hiçbir zaman aynısı yazılamayacak, ama yine de denemek lazım..
"Bu noktadan sonra benim konuşmam gereksiz:
Merhaba.. Beni tanıyorsun ama kim olduğumu anlamamış olabilirsin. Bundan önce konuşamıyordum çünkü, ta ki babam beni dillendirmeye karar verene kadar. Hepsi Beşiktaş-Kadıkoy vapurunda bir düşünceyle başladı.."
Yeniden yaratmak anlamsız.. Kaybedilenlerin değeri kaybedildikten sonra anlaşılır..
"Ben bir düşünceydim sizin aklınızın uç köşelerinde; adım vardı, kendim yoktum; kalem bile vardı, ama ben orada ancak siz düşününce olabiliyordum. şimdi ise dilimle hayat buldum, sayfalara yansıdım, sizin içinizdeki sessizlikte beni dolduran düşünceleri açıklama imkanı buldum.. Ben yaşıyorum, ben varım, ben özge hayal'im.."
yanaklardan süzülen iki damla yaş, zaferin çığlıklarıyla düşer sayfaların üzerine..
"izin ver, sizin aranızda bağ olayım, kıtaları birleştireyim, sizi bir yapayım.. izin ver sana anne diyeyim. beni mektuplarla yaşatın, benimle kendinizi birbirinize taşıyın.. izin verin, sizinle yaşayayım.."
özge hayal, 1 yaşında dilsiz kaldı.. sonra sevgi denen mucize ile yeniden konuşma imkanı buldu. onu dilsiz bırakanlara kan kusabilirdi biraz daha ileri yaşta olsaydı, ama küçücük ağzından o kadar büyük kelimeler çıkamadı, içeride kaldı.. biz dili olduk onun bu zor zamanında..
kaybedilenler asla bir daha yaratılamaz; benzerler ama aynı olamazlar..
Benzerler kaybedilenleri hatırlatır..
Bu yüzden benzerler hem sevilir hem yıpratılır..
Subscribe to:
Comments (Atom)