hiçbir zaman sahibine ulaşmayacak mektup.. yine de aklımda yankılanmaya devam ediyorsun. çeperlerimde bıraktığın izleri yansıtacağım duyabildiğim kadarıyla..
7/7/7 tarihinde yazılmış olması lazım.. özel bir gündü çünkü hatırlıyorum.. hiçbir zaman aynısı yazılamayacak, ama yine de denemek lazım..
"Bu noktadan sonra benim konuşmam gereksiz:
Merhaba.. Beni tanıyorsun ama kim olduğumu anlamamış olabilirsin. Bundan önce konuşamıyordum çünkü, ta ki babam beni dillendirmeye karar verene kadar. Hepsi Beşiktaş-Kadıkoy vapurunda bir düşünceyle başladı.."
Yeniden yaratmak anlamsız.. Kaybedilenlerin değeri kaybedildikten sonra anlaşılır..
"Ben bir düşünceydim sizin aklınızın uç köşelerinde; adım vardı, kendim yoktum; kalem bile vardı, ama ben orada ancak siz düşününce olabiliyordum. şimdi ise dilimle hayat buldum, sayfalara yansıdım, sizin içinizdeki sessizlikte beni dolduran düşünceleri açıklama imkanı buldum.. Ben yaşıyorum, ben varım, ben özge hayal'im.."
yanaklardan süzülen iki damla yaş, zaferin çığlıklarıyla düşer sayfaların üzerine..
"izin ver, sizin aranızda bağ olayım, kıtaları birleştireyim, sizi bir yapayım.. izin ver sana anne diyeyim. beni mektuplarla yaşatın, benimle kendinizi birbirinize taşıyın.. izin verin, sizinle yaşayayım.."
özge hayal, 1 yaşında dilsiz kaldı.. sonra sevgi denen mucize ile yeniden konuşma imkanı buldu. onu dilsiz bırakanlara kan kusabilirdi biraz daha ileri yaşta olsaydı, ama küçücük ağzından o kadar büyük kelimeler çıkamadı, içeride kaldı.. biz dili olduk onun bu zor zamanında..
kaybedilenler asla bir daha yaratılamaz; benzerler ama aynı olamazlar..
Benzerler kaybedilenleri hatırlatır..
Bu yüzden benzerler hem sevilir hem yıpratılır..