May 21, 2008

Gizli Kutucuk

İçimde bir gizli kutucuk
Saklanmış bekler güzel günleri
Teker teker çıksın diye içindekiler
Önüme serilsin bilindik şeyler..
Sadece bana fısıldasın aromasını hayallerin
Sadece bende yaşasın o gizli mutluluk..
Paylaşıp çoğaltayım, etrafıma saçayım
Yeter ki açılsın o gizli kutucuk..

Anahtarını bekler bir gizli kutucuk
İsmin ebediyen damgalıdır üzerine
Açılmaz, inat eder başka kelimelere
İlla senin sesindir fısıldayacak anılara
Ve bir büyüyü çağrıştıracak geçmişten gelen...
O zaman bir gökkuşağına bulanıp unutacağım şimdiyi
Ve kendimi bırakacağım özgürce, hayaller dünyasına...

Sen, önemini asla anlayamazsın, anlamayacaksın
Bu gizli kutucuk bana fısıldayacak tüm şaheserlerini
Ben kelimelere dökeceğim sen anlayasın diye
Hepsi sıradan oyunlardan gibi gelecek çocukluğumuzdan kalan
Gözlerimin içindeki ciddiyeti yakalayamayacaksın
Beni örtmüş olan bu çocuksu mutluluktan..
Sen, önemini asla anlayamayacaksın
Bu hayatın vazgeçilmez parçası olduğunu
Bu da gelir, geçer diyeceksin, her fani şey gibi
Parçalarım sürtünecek rüzgarlarla boş sokaklarımda..

Sana asla anlatamayacağım her ne kadar salsam da kelimelerimi
O tabloyu oluşturamayacak içimdeki renkler bir türlü
Yaşatamayacağım benim yaşadığım gibi..
Eksikliğinin acısındaki kıvranmalarım çaresiz bir şekilde benim olacak
Ümitsiz bir varlığın, kaybetmeyi yeniden kabullenmesinin belgesi..
Ben kelimelerle cambazlık yağacağım, yine saçma kaçacak
Sen, önemini asla anlayamayacaksın..

Ta ki zaman gelecek,
Anahtar ya kaybolacak, ya çürüyüp gidecek..
O zaman içimdeki gizli kutucuk eriyip bitecek
Bir zehir olarak yaşayacak kanımda
Beni de alıp götürecek anahtarın yanına..

April 29, 2008

İyi ki Doğdun, Özge Hayal..

29 Nisan'ın hayatımda bu kadar büyük bir önemi olacağını asla tahmin edemezdim.. Belki bir iki arkadaşın doğumgünü kutlanır geçerdi, belki dünya sarsılırdı da aklımda kalırdı..
Ama bu dünyanın benim dünyam olacağını bilemezdim..
Bundan bir sene önce de her şeyden habersizdim..
Etrafı saf saf süzerken yine boş düşünceler haznesinde yer kaplamakla meşguldüm..

O sırada göz göze geldik..
Göz göze geldiğimizin bile farkında değildim.. Yoğunlaştığım apayrı bir dünya vardı içimde..
Sanki bir mağaraya tıkılmış, kurtarılmayı bekler gibiydim..
Şimdi, bir seneki düşüncelerime uzanmaya çalışsam da boşuna,
Farklı haznelerde hapsedilmiş durumdayız şimdi..

Bakışlarımız habire çarpışıyordu.. Artık farketmememe imkan yoktu..
Sonunda sözlü birleşmelere döndü.. Ama her zamankilerden bir farkı yoktu..
Ne olacak ki, dedim, birileriyle daha tanıştım...
Her zamankinden, dedim, koruma kullanmadım..
Kendimi rahat bir şekilde sohbetin kollarına bıraktım, başıma gelebilecekleri bilemeden..
Senin sözlerinde Özge Hayal'e o gün hamile kaldım..

İçimde varoluşunu hissettiğim anı doğumgünü belledim..
Daha adı kulağına fısıldanmamış çocuktu..
Daha, yemeği fazla kaçırmanın bulantısıyla arasındaki fark bile belli değildi..
Günler geçtikçe, duygularıma yenilmeye başladıkça anladım..
Düşüncelerimdeki bu şişkinlik, beni kurtarmaya gelen bu ses..
Bütün o çürümüş hayallerden alıp götürecekti uzaklara..
Yaşama gözlerimi açtım.. Özge Hayal gibi..
Onunla yeniden doğdum hayata..

Şimdi çok uzaklarda ve çok yakınımda bulunan bu çocuğa
Hayatımdaki en güzel hatama...

March 15, 2008

Yalanmış

Yıllar boyunca aklım nerelere takılmıştı
Parlak objelerle kamaşan gözlerim uyuşmuş adeta
Yalan olan bir dünyada yaşayıp yuvarlanmışım gün be gün..

Ta ki senin hayatına çarpana kadar yolum
O anda açıldı birden gözlerim asıl dünyaya
Kendi kendime dedim, bu dünya ne kadar yalanmış

Özge Hayal'in ilk kıvılcımlarından alıyordum kokusunu
Gönlümde ağır ağır yer edecek o yaşam dolu alevin
Bağımlılık yaptığını önceden düşünemedim

Yaşam olmadan yaşamanın ilüzyonunu keşfettim uyandığım anda
Uykuların o güzel rüyamsı havasını gerçekte buldum
Hepsi kulağıma fısıldanmış binbir gece masalı gibiydi

Şimdi günlere sığmak bilmiyordu dakikalar
İnadına hükmetmeye çalışıyordum elimde olmayan tek unsura
Sırf canlı tutabilmek için bu yeni hayatımı içimde

Şimdi yeniden derin uykulara dalarken gülüyorum kendi kendime
Hayat ne kadar yalanmış sensiz, şimdi buralar ne kadar sessiz
Kahkahaların bile yakalanamıyor artık yankılardan

Hayat bitiyor içimde, o gözümü yeni yeni açtığım hayat
Daha yaşayamamıştım bile, gelecekte akbabalar beni bekler mi
Kurtar beni, koy közümü, efkar dumanlarını üfle uzaklara..

February 26, 2008

Ses

Zaman zaman yüzünü ellerimin arasına alıyorum
Ve diyorum: "Dinle çocuk, beni çok iyi dinle..."
Sonrasını getiremiyorum, her seferinde
Boş bakan gözlerini bana dikiyorsun umutsuzca
Ne dediğimi anlamadan
Ne saçmalıyorum ben, diye düşünüyorum kimi zaman
Ne söylemek istiyorum da gelmiyor diye sineye çekiliyorum
Örümcek ağlı köşelerde tozları eşeliyorum bulmak için
Hiçbir yerde yok..

Sen bana bakmaya devam ediyorsun...
Ve ben o sırada farkediyorum
Sana bakmanın kifayetsiz tanımı dilimi hadım bırakıyor
Cümleleri yaratamıyorum
Sana bakınca her şey unutuluyor bir anda
Dertler sıkıntılar, mutluluklar coşkular, siliniyor hepsi
Bir sen kalıyorsun, bir de iki çift bakışan göz..
Ardından ikimizden de çıkmıyor bir söz
Kendi sessizliğimizde başbaşa kalıyoruz böylece..

Gözlerimi kapayıp başka bir tarafa döndürüyorum kafamı
Kelimeler gelecek böylece, belki utangaç veya aptal gibi gözükeceğim ama...
..Kahretsin, bu sefer de aklımdan çıkmıyorsun..

February 10, 2008

Bir Zamanlar...

Bugün kendi başına oturmanın getirdiği manasızlıkta seni düşünmek istedim
O mantıksızlığı yaşayacak zamanım kalmamıştı..
Bir zamanlar sıkı sıkı sarılıp koynunda uyuduğum o zaman dilimine
Manasız ve mantıksız deme alışkanlığı, hayatım ellerimden kaydıkça ortaya çıkmaya başladı..

Yavaş yavaş farkediyordum, artık bu hayat benim değildi, elimden alınmıştı
Bir dayatmaydı adeta, bir parantezin açılımıydı, acı çekerek yaşancak bir yaşamın işaretiydi..
Olduğum her şeyi olmamak uğruna yaşanacak yıllardı üzerimden geçecek..
Bir bağı yıllarca sürmekti sonunda üzümünü yiyebilmek için
Üzümü parçalayan dişlerin takma olduğu o zamanda...

O an sen geldin aklıma, sen ne kadar da büyümüş olacaktın
Belki bütün o emek arasında kaybolup unutulacaktın
Arada bir "mantıksızlaşma" arzusu beni fethettiğinde gözlerimi açıp
"Aman tanrım, Özge Hayal'i geçmişte unuttum!" diye deryat edip
Danışmaya koşacağım gözüm yaşlı, çocuğumu bulmaları için..

Sonra günlerce dizlerimi döveceğim, hayatın bütün güzellikleri unutturmasına yanacağım
Elimden alınan yıllar için ağlayacağım, ta ki gözyaşlarım artık gelmeyene kadar..
Sonra ne mi? Sonra bir burun çekişiyle tekrardan tarlaya dönüp
Seni hayallerimle besleyemeden, aç bırakacağım..

Korkunun eli gırtlağıma yapışmış durumda,
Annenin sesi yankılanıyor kulaklarımda
"Bir Özge vardı, iyi kızdı, ne yapıyor acaba?"
Ya hayat beni benden çekip alırsa
Ve sensizlik düşlerinde bırakırsa?
Ya imkansız denilen şeyler bir gün gerçek olursa?..

Oturdum, unutmaya çalıştım seni
Oturdum, doğumundan bugüne kadar olan her şeyi
Silip atmaya çalıştım..
Olmadı.. Olamadı.. Olamazdı..
Derin bir nefes aldım korku çekerken elini
Tüm nefretiyle küfrederken bana.

Zaman zaman seni düşünmemezliğe mahkumdum
Ama güzel ve kötü zamanların meleğiydin sanırım
Başucumdaki oyuncak ayıya sarıldıkça aklımı kaplayan tek koruyucu
Delirmememi sağlayan tek aracı
İnsan denilen varlığı sevebilmem için bir neden
İnsanlık denilen monarşinin dayattığı hayatı bir kenara atıp
"Mantıksızlık ve manasızlık" havuzunda boğulmak için yeterli bir intihar mektubu..

----------------
Now playing: Duman - Ah

January 1, 2008

Yeni Yıl

Bir yılbaşı daha geçti sensiz..
Gülücüğün kalitesi artmıştı yalnız çanları çalarken aklımda yeni yılın..
Geçmişe endeksli hesaplamalar yaptığımda bir ekonomistin gözüne girebilecek şekilde artmıştı değeri hayat kalitesinin..
Politik toplumun yarattığı enflasyon ve işsizlik oranlarına bakıldığında hayranlık uyandıran bir gelişmeydi,
Alkışlandı..
Şakşakçılar değildi ama bunlar, derinden hissederek alkışladılar, sonuçlar o kadar etkileyiciydi ki gözleri yaşlarla doldu..
Onlar hissetti her şak'ında ellerinin içlerindeki serzenişi..

Geçen yıla girişi 101 olarak nitelendirirsek bu yıla giriş 201 değerindeki bir dersti..
Hayat dersi bitmiyordu ama kademe atlıyordu; daha ilginç olmaya başlıyordu..
Bununlar birlikte daha güzel, daha canlı, daha renkli...
Ve doğal olarak daha zor..
Yeni konular parça parça girdikçe daha da zorlaşıyordu hepsini bir arada tutmak..
Hele zor konularda akıl paramparça olup rüzgarlara karışıyordu, uzaklarda bir yerlerde hayallere tutunuyorlardı umutsuzca..

Geçmiş senenin ilk yılı ile bu senenin ilk yılındaki farkın ikinci etkeninde bir sen yatıyordun boylu boyunca, yersiz..
Tam o noktanın üzerine yatmıştın, göremiyordum o yüzden..
Gözlerimi örtmüştün, hayatla körebe oynuyordum..
Sen vardın, bir seni görüyordum gözlerimi kapasam bile..

Tüm o sıkıcılığın içerisinde bir marş çalıyordu içimde zaferlerle..
Yanımda değildin.. Bir yılbaşı daha sensiz geçti..
Ama aklımdaydın, oradaydın.. Orada olduğunu biliyordum..
Bir sene öncesine dönüş, oradaki ben'e bak, ne kadar cahil, ne kadar savunmasız...
Tüm o amansız tehlikelerine karşı dünyanın korumasız..
Bir başına oturuyor senden haberi olmadan...
Cehalet oranındaki 1 kişilik azalış sevindirici..
Bu sene borsa yüzleri güldürerek açıldı..

Bir seneye senli ve sensiz girmenin o garip hissini yaşıyorum..
Güzeli, seneye seni alıp götürebileceğimi biliyorum, sadece benim olabileceğini hayal edebileceğimi..
KOllarımı sıkıca bu umut üzerine doluyorum..
Hep derler ya, yeni yıla nasıl girersen öyle olur..
Seninle girince hep seninle olacağım yalanına inandırabilmek istiyorum aklımı..
Sonunda "Evet, düşüncelerimde beraberdik seninle" deyip kendimi kandırabileceğim nasıl olsa..

Gülümsemeye değer..
Ve senin yüzünde bir gülün bitişini izlemeye..

November 17, 2007

Karanfil

Dilimin karanfil ile buluşmasına tanıklık edemedi dünya..
Ya uyuyorduö ya da başka bir işle ilgileniyordu..
Görenler, ağzımdakinin karanfilin dikeninden başkası olmadığını düşünemedi..
Onlar için sadece bir varlıktı, gecenin sisi arasından gelen...
Ucunda küçük parlak ışığıyla sadece içimi aydınlatan..
Evet, içimi aydınlatmıştı.. Yararak geçip en hassas noktamı bulup çıkarmak,
Sonra da kahrolası bir silah gibi kafama dayamak için..

Titriyordum, soğuktan değildi ama, içimi ısıtan binlerce anı arasında birden en sivrisine yapışmıştı çünkü..
Karanfilin ucundaki alev onu değil beni yakıyordu adeta..
Gözlerimi kapıyorum; anılara hızla dalan bu yolculuk başımı döndürüyor..

Gözlerimi açtığımda karşımda seni buluyorum her zamanki barın köşesinde..
Yüzünde o her zamanki gülümseme.. Karşımda oturuyorsun içkinle..
Ağzıma götürüyorum karanfili, kokusuyla yaşamıştım o güne kadar, benim için bir ilk..
Birden, yanan alevlerle kavruluyor karanfil, bağırıyor, yırtınıyor... Sonunda can çekişen bedeni bir huzur yayıyor..
Huzuru içime çekiyorum, ve karşımda sen, huzura boğuluyorum sultandan hediyeler gibi..

Karanlık.. Gecenin içerisindeyim yine.. Anıdan uyanıyorum..
Ve sonra tekrar alıyor beni.. ve tekrar bırakıyor...
Beni alıp aynı duvara tekrar tekrar vuruyor oyuncak bebek gibi..
Ve her seferinde biraz daha acıyor..
Ağzımdaki karanfilden her soluyuşumda biraz daha içimde hissediyorum seni..
Huzurum alıyor, vuruyor duvarlara beni..
Cenin pozisyonu alıp, dünyayı unutup düşünmek istiyorum sadece..
Sadece düşünebilmek istiyorum hiçbir şeyi önemsemeden..
Hangi duygu veya düşünce ezerek geçerse geçsin beni,
Hepsine teslim edebilmek istiyorum kendimi..
Anılarımda canlanabilmek istiyorum..

Karanfilin ucunda küçük aydınlanmalar..
Ama yanan o değil..