October 21, 2007

Kavram

Ne kadar komik, değil mi?
Hiç bitmeyecek gibiydi o saatler!
Hatta saniye cinsinden ifade etmiştik
Göz doldursun diye..
Zamanın hapşurmasıyla uçuverdi- ve -m!
Şimdi kendimi bulduğum yere bak
Telefona sarılıyorum, ama hat yok
Burası bildiğimiz yerlerden değil.
Burası, yalnızlık..

İlk başlarda yalnızlığı sensizlikle eşdeğer tuttum
Sonra yalnız kaldıkça düşündüm yalnız olmadığım anları
O dakikalarda da sensizdim işte..
Yakamı bırakmayan ve boğan bir kravat gibi
Sensizlik dan dan vuruyordu kafama
Kasketim olan şiirlere sarılana kadar.
Şimdi, kalemimi kalbimdeki sana dokundurup
Seni yaratmak için kelimeleri diziyorum
Nafile
Başarısız bir ressam gibi utanıyorum..
Olsun
O dokunuş, içimdeki gül bahçesinin tohumu

Bak, ne sohbetler vardı edilemeyen
Daha birbirimizi tanımamıştık bile.
Şimdi el sallasak, saatler sürer görmemiz..
Zamanını sömürdüğüm o günler var ya
Pişman olamıyorum
Bir sen var benden içeri, hayatı mükemmel kılan
Değer bütün o saniyelere harcanan

October 10, 2007

kalp yırtıkları - sikayetci oyuncak


oyuncak ayım benden sikayetci!
ozgurluk haklarını kullanacakmıs,
bana dava acacakmıs!

seni dusununce baslayan sızıntıya legen olunca
tuylerinin nemle kabarıp bozulması
rahatsız ediyormus onu!

ozleminle ne yapacagımı sasırıp ona atlamam,
sana sarılırcasına o kucucuk seyi sarmam
nefesini kesiyormus!

ben de biriyim, benim de adım var!
diyor..
oyuncak ayım benden sikayetci..
bence seni kiskaniyor!


kalp yırtıkları - sensizlik

sensiz yalnız buralar..
gundelik kalabalıgın icinde kayboluyorum
saskın bakıslarımla ben, ve sensiz bir dunya.
sesine sarılmak icin telefonu yokluyorum..
nafile..
butun sistemler aleyhimize isliyor bugun!
sensiz ve sessiz bir yer burası;
sehrin tum gurultusu bogazlıyor,
kapana kısılmıs hissediyorum ellerinde..
senin ellerin aklıma geliyor..
bu hayatın her tutamında senden parcalar varken
sensizlik, kolumu kaybetmek gibi..
siirler omuzda takılıp goze hucum ediyor,
mektupların sonu gelmiyor,
hayat duruyor..
ve ben bu resime bakip yeniden farkediyorum,
suratımda o acı gulumseme..
sen yoksun..

October 9, 2007

Uzak Diyarlar - Gitmek Bilmeyen Mektup

" Ayrılıkların bu kadar zor olduğunu bilmezdim.. Hep o kısa gezilerdeki gibi olacak sanıyordum. En sevdiği oyuncaği yamaçtan aşağı düşürmüş bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Bu da bir gezi ama" derin bir iç çekti, "hiç sonu gelmeyecekmiş gibi geliyor!"
Sakalını hafifçe çekip kabartarak, yer yer de tarayarak düzeltiyordu adam. Sakal kepeklerinin üzerine dökülüşünü izlerken alnını kırıştırdı, ama dikkati düşmüş bir tel sakala çevrildi. Dikkatlice baş ve işaret parmağının arasına kıstırdı, çekiştirip oynamaya başladı.
Karşısındaki adam onu izlerken sakince yanıtladı: "Geleceğini biliyorsun çünkü; o kısa gezilerin kısa olduğunu bilmesen aynı duygular yine kaplardı içini. şu anda eski hayatının sürgünündesin: özlemini çekeceğin her şey orada ve sen, yaz gelene kadar oraya 'benim' diyemeyeceksin!"
"Felaket tellalliği için sağol yahu! Peki ilacı nedir, nasıl kurtulacağım bundan?"
"Kızın gidiyor bugün, kendinden bir parçayi onunla gönder.. Mesela bir mektup veya kartpostal."
"Evet bak o olabilir, böylece döner dönmez mektubu annesine ulaştırır..." düşüncelerle buğulanan gözleri, karşısındaki adamin üzerinde varolmayan bir noktaya kilitlendi. Bu dalgınlığı fırsat bilen adam, onu iğnelemek için o bildik tavrını takındı ve de gülümseyerek "Yeni sevgilin ne olacak" dedi, "biliyorsun, kizinin annesinin her konuşmanızda sorduğu şey o!"
Düşüncelerden silkinerek uyanan gözler kısıldı ve karşısındakine döndü. Adam öne doğru eğilip kontuara yaslanarak, karşısındakinin onu sinirlendirmeye çalıştığını umursamaz bir tavırla "Sen de biliyorsun ki artık sevgilim falan yok. Burası farklı bir dünya, ben de farklıyım ve 'benim' diyebileceğim her şey orada!"
"Sen bilirsin" dedi havaya bakarak "ama unutma ki ona 'benim' diyen birileri var artık. Aşkına formaliteden daha çok öncelik versen iyi olur!"
"Lanet olsun! Anlamamayi nasil beceriyorsun? Kaç kere söyleyeceğim, formalite değil bu, değer vermeyle ilgili! Sen hiç mi bir insan sevmedin, hayatinda bulabileceğin tüm güzelliklerden çok değer vermedin? Her şeyden önemli bir kadin o benim için!"
"Yani onu daha çok seviyorsun.. Neden onunla değilsin o zaman?"
"Seninle gerçekten ugraşamayacağim, izin verirsen hazirlanmam gerekiyor." Musluğu açtı, elini soğuk suyun altina daldirip bir avuç suyu suratina vurdu. "Sırf bana bu harika çocuğu bahşettiği için bile minnet borçluyum.."
"Karşısındaki adam yine o sinsi ifadeyi takınıp gülümsedi ve "Bir bakıma formalite diyorsun!" dedi.
"Seni gidi kit beyinli oros..."
"BABAAAA!!" diye seslendi içeriden bir kız. "Haydi geç kalıyorum, beni uçağa götürecek amca gelecek, son hazırlıkları yapalım!"
"Tamam geliyorum hemen" dedi adam. Iki adam donuk gözlerle birbirlerine bakarak karşılıklı diş fırçaladılar...

kaybolan mektuplar no.1 - özge hayal 1 yaşında

hiçbir zaman sahibine ulaşmayacak mektup.. yine de aklımda yankılanmaya devam ediyorsun. çeperlerimde bıraktığın izleri yansıtacağım duyabildiğim kadarıyla..

7/7/7 tarihinde yazılmış olması lazım.. özel bir gündü çünkü hatırlıyorum.. hiçbir zaman aynısı yazılamayacak, ama yine de denemek lazım..

"Bu noktadan sonra benim konuşmam gereksiz:

Merhaba.. Beni tanıyorsun ama kim olduğumu anlamamış olabilirsin. Bundan önce konuşamıyordum çünkü, ta ki babam beni dillendirmeye karar verene kadar. Hepsi Beşiktaş-Kadıkoy vapurunda bir düşünceyle başladı.."

Yeniden yaratmak anlamsız.. Kaybedilenlerin değeri kaybedildikten sonra anlaşılır..

"Ben bir düşünceydim sizin aklınızın uç köşelerinde; adım vardı, kendim yoktum; kalem bile vardı, ama ben orada ancak siz düşününce olabiliyordum. şimdi ise dilimle hayat buldum, sayfalara yansıdım, sizin içinizdeki sessizlikte beni dolduran düşünceleri açıklama imkanı buldum.. Ben yaşıyorum, ben varım, ben özge hayal'im.."

yanaklardan süzülen iki damla yaş, zaferin çığlıklarıyla düşer sayfaların üzerine..

"izin ver, sizin aranızda bağ olayım, kıtaları birleştireyim, sizi bir yapayım.. izin ver sana anne diyeyim. beni mektuplarla yaşatın, benimle kendinizi birbirinize taşıyın.. izin verin, sizinle yaşayayım.."

özge hayal, 1 yaşında dilsiz kaldı.. sonra sevgi denen mucize ile yeniden konuşma imkanı buldu. onu dilsiz bırakanlara kan kusabilirdi biraz daha ileri yaşta olsaydı, ama küçücük ağzından o kadar büyük kelimeler çıkamadı, içeride kaldı.. biz dili olduk onun bu zor zamanında..

kaybedilenler asla bir daha yaratılamaz; benzerler ama aynı olamazlar..
Benzerler kaybedilenleri hatırlatır..
Bu yüzden benzerler hem sevilir hem yıpratılır..